Bir karakter telefonuna bakarken sahneyi nasıl yazarsınız? Mesaj balonu mu çizersiniz, saat damgası mı eklersiniz, yoksa her şeyi düz düzyazıya mı yedirirsiniz? Ankur Thakkar, Literary Hub’daki “Craft of Writing” bülteninde bu soruya kendi romanı Blow Yourself Up üzerinden yanıt veriyor.
Önce kısa bir gerekçe: Romanlar teknolojiyle hep ilgilenmiş. Thakkar’a göre din, bankacılık, makineler ve şehirlerdeki yenilikler insanların düşünme ve hareket etme biçimini değiştirdi ve roman da bu değişime yanıt verdi. Flâneur’ün büyüyen şehirlerle, trenin zaman ve mekân kaymalarının kolayca izlenmesiyle birlikte ortaya çıktığını anlatıyor. Endüstriyel verimliliğin bireyin kavrayamayacağı sistemler yarattığını, bunun da kurguyu serbest dolaylı anlatıma, yani içe doğru ittiğini düşünüyor. Dijital teknoloji bu zincirin son halkası. Mesele, onu sayfada nasıl göstereceğiniz.
Elinizdeki seçenekler
Thakkar üç yol sayıyor:
Birincisi, kitabın yapısını dijital malzemeden kurmak. Calvin Kasulke’nin Several People Are Typing‘i Slack mesajlarından oluşuyor, Jennifer Egan’ın “Black Box”ı ilk kez 607 tweet olarak yayımlandı.
İkincisi, “internet hissi” veren bir düzyazı: Kısa ve vurucu paragraflar, beyaz boşluk, ani yan yana koymalar. Bu alanın ustaları olarak Patricia Lockwood ile Jenny Offill’i anıyor.
Üçüncüsü, tür farkı, sohbet balonu, özel bölüm ve zaman damgası gibi görsel işaretler. Thakkar üçüncüyü reddediyor. Gerekçesi şu: Bu işaretler, gerçek hayatla ekran hayatı arasında keskin bir sınır olduğunu ima ediyor, oysa ona göre öyle bir sınır yok.
Thakkar’ın tercihi
Romanını geleneksel düzyazıda, art arda gelen sahnelerle kuruyor. Mesajları, bildirimleri, yorumları ve sesli komutları süssüz biçimde metne katıyor. Amacı, insanların telefonlarını gündelik hayata nasıl yedirdiğini göstermek: bir arkadaştan gelen mesaj, yüksek sesle söylenen bir şey kadar önemli.
Kitabından verdiği sahne iyi bir ders. Başkahraman Payal, bir uygulamada tanıştığı adamla yemekte. Videosu büyük bir hesap tarafından paylaşılıyor ve dikkati beğenilerle yorumlardaki artış ile masadaki akşam yemeği arasında bölünüyor. Karşısındaki bundan habersiz. Thakkar bu sayede iki kişi arasındaki mesafeyi gösteriyor. Sahne, adamın evinin restorana ne kadar yakın olduğunu söylemesiyle bitiyor.
Thakkar’ın yazma tavsiyeleri bize ne anlatıyor?
1. Kuralı önce karakterin iç dünyasına göre koyun. Ekran, karakterin dikkatinin bir parçası olarak yazılırsa ayrı bir “teknoloji sahnesi” gerekmez.
2. Süs eklemeyin. Mesajı bir başka mesaj gibi aktarın, gerçek hayattaki sıradanlığını koruyun.
3. Boşluğu kullanın. Payal örneğinde ekranda olan bitenle masadaki konuşma arasındaki fark, sahnenin asıl konusu.
Thakkar kendi bakışındaki sınırı da saklamıyor. Sanat eserine telefonda bakmanın müzede görmeye, fotoğraf çekmenin de bir deneyimi hatırlamaya denk olmadığını söylüyor ve kendini “somut gerçekliğin yanında” biri olarak tanımlıyor. Romanını, internetin “oyuncaktan faydaya, oradan cehenneme” yolunu anlatan bir aşk hikâyesi diye niteliyor. Hedefi internetin cebimizdeki telefon kadar sıradan hissettirilmesi; böylece hikâye, insanların bu yüzden nasıl değiştiğine odaklanabiliyor.
Kaynak: Ankur Thakkar, “Do Smartphones Belong in Fiction?”, Literary Hub, 2 Ekim 2026.







