theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt

En Çok Tekrarlanan 7 Yazma Tavsiyesi · 150 Yazarla Konuştuktan Sonra Açıkladı

13 Okunma

Joe Fassler, beş yıl boyunca The Atlantic’in “By Heart” serisi için 150’den fazla yazarla konuştu; bu söyleşiler sonunda Light the Dark adlı derlemeye dönüştü. Her yazarın süreci apayrıydı: John Irving romanlarını sondan, son cümleyi haftalarca işleyerek başlatıyordu mesela ama Fassler bazı fikirlerin ısrarla tekrar ettiğini fark etti. İşte hangi tarzda çalışırsanız çalışın, işinize yarayacak yedi yazma tavsiyesi:

1. Gerisini boş ver. Her şey basit bir gerçekle başlıyor: Yazmaya zaman ayırmıyorsan hiçbir tavsiye seni kurtaramaz. (Bulut Atlası) Cloud Atlas yazarı David Mitchell’ın deyişiyle: “Muhtemelen yarım yamalak bir ebeveyn ve bir şey daha olmaya vaktin var.” Yani başka sorumlulukların bir süre aksamasına razı olmak gerekiyor. Mesele kırılgan bir şeyi korumak: Hayal gücünün serpildiği o sessiz ruh hâlini.

2. Başlangıçlar önemlidir. İlk cümlenin okur için önemi herkesçe malum ama asıl az konuşulanı, ilk cümlenin yazar için oynadığı rol. William Gibson şöyle diyor: “İlk cümle beni, henüz yazılmamış tüm metni bir şekilde içinde barındırdığına ikna etmeli.” Stephen King ilk cümleler üzerinde “haftalarca, aylarca, hatta yıllarca” çalıştığını söylüyor.

3. Farların peşinden git. Ne kadar titiz plan yaparsan yap, ilk taslaklarda kendine biraz alan bırak. Andre Dubus buna “farların peşinden gitmek” diyor: Karanlık, yabancı bir yolda araba sürmek gibi. Yol, ışık vurdukça görünür olur ve kendini gösterir. “Yol kenarında ne var? Hava nasıl? Sesler neler? Yol boyunca deneyimi yakalarsam yapı kendini ele vermeye başlar” diyor. Aimee Bender da ekliyor: “Bu genellikle kendi yolumdan çekildiğimde oluyor, biraz serbest bıraktığımda kendimi şaşırtabiliyorum.”

4. Sese kulak ver. Somut bir plan yokken doğru yönde olduğunu nereden bileceksin? Birçok yazar için cevap kelimelerin sesinde. Jim Harrison: “Olay örgüsü abartılmış olabilir. Benim asıl aradığım şey, ritim.” George Saunders da sesin, hikâyenin hangi kısmının önemli olduğunu gösterdiğini anlatıyor. Jesse Ball ise kulağına düzeltme aşamasında güveniyor: “Yüksek sesle okuduğunda atlamak istediğin kısımlar ortaya çıkar —işte zayıf yerler onlardır.”

5. Zor olması normaldir. Fassler’ı en çok şaşırtan şey, en çok satan, en çok övülen yazarlar için bile yazma sürecinin asla kolaylaşmaması oldu. Ama yazarlar bu bunaltıyı savuşturmakta usta. Elizabeth Gilbert’ın “inatçı neşe” kavramı buna iyi örnek: İşler kötü gittiğinde, “mücadelemi trajik değil de tuhaf ve meraklandırıcı bulmayı öğrendiğimde yolum çok daha pürüzsüzleşti,” diyor.

6. Bir totem edin. Charles Dickens masasına dizdiği porselen figürlerle yazarmış. Fassler’ın konuştuğu yazarların çoğu da çalışırken yanında özel anlam taşıyan bir nesne tutuyor. Jane Smiley masasının üstüne “Bu romanı yazmanı kimse istemedi” cümlesini asmış —yaratıcı zorlukların gönüllü seçilmiş olduğunu hatırlatan, güçlendirici bir not olması için. Russell Banks ise ofisinde “Ölümü Hatırla” yazılı eski bir mezar taşı parçası bulunduruyor.

7. Neşeyi bul. Sonunda hepsi işin içindeki neşeye tutunmaya kararlı. Ayana Mathis, “Bana yardımcı olan şey şu: Temelde, insanlık durumunun gerçek bir yönü olarak umutsuzluğa inanmıyorum,” diyor. “Büyük bir kafa karışıklığı, büyük bir acı, ıstırap var, evet. Ama umutsuzluk mu? Umutsuzluğa inanmıyorum ve umutsuzluktan yazmıyorum. Kesinlikle zorluktan yazıyorum. Büyük acı çeken, umutsuz ve bazen de sefil olan insanlar hakkında yazıyorum. Ama umutsuzluk, benim için, umudun tamamen yokluğu anlamına geliyor ki bu da hiçliktir. Her zaman daha iyiye doğru bir umut vardır.”

Kaynak

15 49.0138 8.38624 arrow 0 bullet 0 4000 1 0 horizontal https://atolye.kalemkahveklavye.com 300 4000 1

Bu kapanacak 0 saniye