theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt

Yazma Rutini · Auden’ın Saat Cetveli, Murakami’nin Sabah Dördü, Angelou’nun Otel Odası

16 Okunma

Yazma rutini üzerine okunan her yazı aynı gizli vaadi taşır: Doğru saati, doğru masayı, doğru kahveyi bulursan sen de yazarsın. Ünlü yazarların günlük programlarına bakmanın asıl faydası bu değil. Faydası, birbirine taban tabana zıt bu rutinlerin hepsinin işe yaramış olduğunu görmek. Aşağıdaki isimlerin ortak bir formülü yok. Ortak olan tek şey, hepsinin kendi formülünde ısrar etmiş olması.

W. H. Auden ve saatin tiranlığı

Auden rutini bir tercihten ziyade bir ahlak meselesi olarak görüyordu. Sabah altı civarı kalkıyor, kahvesini yapıyor, bir bulmaca çözüyordu. Yediye kadar masasına oturmuş oluyor ve on bir buçuğa kadar yazıyordu. Öğle yemeğinin ardından ikindiye kadar çalışmaya devam ediyor, akşam altı buçukta kokteyl saatini şaşmaz bir disiplinle başlatıyordu. Yemek, biraz daha şarap ve saat on birde yatak.

Auden’ın bu programa dair meşhur savunması, yaratıcı bir insanın kararsızlığa harcayacak enerjisi olmadığıydı. Ne zaman yazacağına her sabah yeniden karar veren bir yazar, gün içinde harcayabileceği iradenin bir kısmını daha masaya oturmadan tüketmiş oluyor.

Haruki Murakami ve fiziksel dayanıklılık

Murakami roman yazdığı dönemlerde sabah dörtte kalkıp beş altı saat çalışıyor, sonra koşuya ya da yüzmeye çıkıyor, akşam okuyor ve dokuzda yatıyor. Bu yazma rutini aylarca hiç bozmadan sürüyor.

Murakami’nin bu rutine dair açıklaması, yazma tavsiyelerinin en az romantik olanlarından biri: Uzun bir romanı bitirmek zihinsel olmaktan çok fiziksel bir mesele. Tekrarın kendisi bir tür hipnoz yaratıyor ve yazar her gün bilincinin daha derin bir katmanına inebiliyor. Ama bunu sürdürebilmek için bedenin de dayanması gerekiyor.

Yayınevlerine Kitap Dosyası Gönderme Rehberi 2026

Dosyanı doğru yayınevine, en doğru şekilde gönder.

60+ yayınevinin en güncel dosya alım koşulları, iletişim bilgileri, adım adım gönderme rehberi. Yeni versiyonlara ömür boyu ücretsiz erişim.

Rehbere Bak →

Maya Angelou ve boşaltılmış otel odası

Angelou’nun yazma rutini bu yazıdakilerin belki de en radikali. Yazar, yaşadığı her şehirde küçük bir otel odası kiralıyor ve personelden odadaki her şeyi kaldırmalarını istiyordu: Tablolar, süsler, ne varsa… Yanında yalnızca yazı malzemeleri, bir sözlük, bir İncil, bir deste iskambil kâğıdı ve bir şişe şeri götürüyordu.

Sabah altı buçukta odaya gidiyor, öğleden sonra ikiye kadar orada kalıyordu. Angelou evde de yazabilirdi. Otel odasının işlevi konfor sağlamak değil, aksine, yoksunluk yaratmaktı: İçinde hiçbir şey olmayan bir oda, yazmaktan başka yapacak bir şey bırakmıyordu.

Toni Morrison ve ışıktan önceki saat

Morrison ortalıkta kimse yokken, hava daha karanlıkken kalkıp kahvesini yapıyor ve ışığın gelişini izliyordu. Bunu anlatırken kullandığı cümle, bütün sabah sever yazarlar için en güzel özet olabilir: Mesele ışığın içinde olmak değil, ışık gelmeden önce orada olmak.

Morrison bu alışkanlığı çocuklarını büyütürken, sadece o saatlerde kendine ait bir zaman bulabildiği için edinmişti. Zorunluluktan doğan bir rutin, sonradan yöntemin kendisi haline geldi.

E. B. White ve sessizliğin gereksizliği

Yukarıdaki isimlerin hepsi bir tür yalıtım kuruyor. White ise tam tersini yapıyordu: Çalışırken müzik dinlemiyor ama evin en işlek yerinde, ailesinin gelip geçtiği oturma odasında yazıyordu. Gerekçesi ise son derece basit: Orası aydınlık ve neşeliydi.

White’ın örneği listedeki en faydalı olanı çünkü diğerlerinin oluşturduğu izlenimi bozuyor. Mükemmel sessizlik, yazmanın önkoşulu değil.

Flannery O’Connor ve boş duvar

O’Connor sade ahşap bir şifonyere dönük oturarak yazıyordu. Manzarası yoktu, olmasını da istemiyordu. Dikkat dağıtan bir yere bakmak onun için çalışmayı imkânsız hale getirirdi.

Bu yazma rutinleri bize ne anlatıyor?

Bu rutinlerin hiçbiri bire bir kopyalanabilir veya devralınabilir değil. Birbirleriyle bile ilgileri yok. Auden’ın cetveli Murakami’nin sabahına, Angelou’nun boş odası White’ın kalabalık salonuna taban tabana zıt. Yine de aralarında birkaç ortak nokta var ve tavsiye olarak işe yarayabilecek olanlar da bunlar.

Birincisi, hepsi yazma saatini sabitlemiş.
Hangi saat olduğu değişiyor ama gün içindeki sabit noktası değişmiyor.

İkincisi, hiçbiri sabah kalkıp o gün nerede yazacağını düşünmüyor.
Angelou aynı otel odasını aylarca kiralı tutuyor, O’Connor her gün aynı şifonyere dönük oturuyor, White salondaki koltuğundan şaşmıyor. Mekân onlar için her sabah yeniden verilen bir karar değil, bir kez verilip bir daha açılmayan bir karar -en azından belli süreçler, dönemler içerisinde… Ya hep aynı odaya oturuyorlar ya da odanın kendisini bir araca dönüştürüyorlar.

Üçüncüsü, hepsi çalışmanın bittiği belli bir an tanımlamış.
Auden’ın kokteyl saati, Murakami’nin koşusu, Angelou’nun öğleden sonrası.
Ne zaman duracağını bilmek, ne zaman başlayacağını bilmek kadar önemli.

Ve son olarak, bu rutinlerin çoğu bir tercihten çok bir kısıttan doğmuş. Tabii bu “kısıt” kelimesini de kanun gibi almamak lazım. Birçok yazar kendi imkânları içerisinde ama aynı zamanda en yaratıcı olabilecekleri vakitleri de zamanla belirleyerek sabitliyor. Sözgelimi, Morrison belli bir saatte kalkıyordu çünkü yazabileceği başka bir saati yoktu.

Dolayısıyla diyebiliriz ki rutin aramak, hayatın bize bıraktığı boşluğu bulup onu savunmaktan ibaret olabilir.

Kaynaklar: Bu derleme, Mountford Writing, “36 Writing Routines of Famous Writers” (https://www.mountfordwriting.com/writing-advice/36-weird-writing-routines-which-will-work-for-you), Writers Daily Practice, “Maya Angelou’s Writing Routine: The Hotel Room Method” (https://writersdailypractice.com/writers-routines/maya-angelou/) ve Grammarist, “11 Bizarre Habits of Legendary Writers” (https://grammarist.com/writing/bizarre-habits-of-legendary-writers-that-fueled-their-genius/) kaynaklarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
15 49.0138 8.38624 arrow 0 bullet 0 4000 1 0 horizontal https://atolye.kalemkahveklavye.com 300 4000 1

Bu kapanacak 0 saniye